Blog

İlm-i Simâ ve Kıyafet-nâme

 

Bu ilmi iyi bilen bir adam, dostunu düşmanını daha kolay tanır. Zirâ insanın alacası içinde olduğundan zâhir görünüşe çabucak aldanılmamalıdır. Görüştüğümüz insanlar hangi kıyafette hangi tabiattadırlar? Örneğin başı küçük, burnu büyük, yüzü yuvarlak, boyu uzun ya da kısa, saçı sarı ya da siyah, el parmakları ince ya da kalın, gözleri siyah ya da yeşil, ya da gök mavisi olan bir adam, nasıl bir ahlâk sahibidir, ne karakterdedir? Bunları bilmek büsbütün lüzumsuz sayılmaz.

Kimi insanlar görüyoruz ki pek zeki oluyor. Kimi kimseler de daha doğarken “zihn-i evvel”; hatta birer dâhi olarak dünyaya geliyorlar. Yaradılışında sanatkâr, hünerli, her işe elverişli, “hezâr-ı fenn” denilen şekilde fevkâlâde yetenekli oluyorlar. Bu, neden ileri geliyor?

Kimi yüzler ve bakışlar da var ki, hakikaten ruhsuz, sevimsiz ve korkunçtur. Ne tarafından baksanız dehşet verir. Böyle ruh sıkıcı ve korkutucu adamlar, çok defa canavar bakışlı ve korkutucu olabiliyorlar. Böyleleri, içinden düşmanlık besler, kin güder. İnsan, bunlarla pek görüşmek istemez. Yüzlerini bile görmeye katlanamaz. İnsanın gözü kararır. Haklı olarak:

“Yüzüne bakanın işi rast gitmez.”

“Yüzüne bakan, yüz on para zarar eder.”

“Yüzünün Rabb-i yesir’i silinmiş…”

“Yüzünün astarı kalmamış.”

“Suratında meymenet yok.”

“Soğuk nevâ, soğuk nevâle, suratsız adam…”

“Yıldızım onunla barışmadı.”

deriz.

Bu şekilde ruhun hoşlanmaması, nefret ve istiğnanın bu derecesi acaba neden dolayıdır? Neyin etkisi altındadır?

Buna karşılık birçok yüzler de vardır ki gâyetle tatlı, sıcak, sevimli ve alımlıdır. O derecede güzel ve çekicidirler ki, insan gözünün sanki hayatta (görüp) görebileceği en güzel yüz, bu insan yüzü; en güzel göz, bu inşâ gözüdür. Böyleleri için de;

“Ne sıcak kanlı, ne hoş adam, insan görünce içi açılıyor.”

“Yıldızım barıştı.” ya da “Perim hoşlandı.” deriz. Zaten ona karşı beslediğimiz teveccüh ve temâyüller, her hâliyle onu söyler onu gösterir. Bu kan kaynaşmasının, bu gönül kaptırmanın nedeni ve hikmeti nedir ve nelerdir acaba?

“Sıcak kanlı, kanı sıcak, kanım kaynadı, ruhum sevdi…” Bunlar ne demektir? nedne her insanda bu tecelli olmuyor? İşte bunlara benzer şaşılacak ve düşündüren yüzlerce soru, yüzlerce garâb ve esrârlı hâl ve tezâhürler vardır ki neden ve mâhiyetleri kesin olarak bilinemiyor, bulunamıyor.

Böyle olmakla beraber bu konuda pek eski zamanlardan beri mufassal, muhtasar hayli kitap yazılmış, hayli fikir ve müteâlâlar ileri sürülmüştür.

Devamlı araştırma ve denemeler neticesi olarak simâ ve kıyafet-nâmeyle tabiatı keşif ve tâyin etmek, hususi bir ilim hâline getirilmiştir.

Bu konuda dikkat ve tetkike şâyan bir nokta daha var: Kimi nesil ve milletlerin yalnız renk ve ırk cihetiyle değil, şekil itibariyle de simâları ve hâlleri birbirine benzemez. Örneğin kimi yüzler vardır ki, yaratılışından çirkin, soğuk ve sevimsizdir. Alınları sert ve geniş, burun genellikle kısa ve basık, delikleri yayvan, ufacık kırpık gözleri -tıpkı Japonlar gibi- içeriye batmış, elmacık kemikleri çıkık, saçlar kırık; çene, ince, uzun ve ileriye uzamıştır. Bir kısmında bakışlar haşin ve serttir. Gülmez, konuşmaz. Kısaca devamlı somurtma, ekşimiş, seyrek sakallı bir surat…

Yine mesela Kuzey halkı hemen genellikle yassı ve geniş yüzlüdür. Elmacık kemikleri kabarık olur. Dudakları şişkin, saçlar kumral, yumuşak ve siyahtır.

Finlandiyalılar dar bir alına, etlize yarık bir ağza sahip olup burunları adeta arkaya kaçmış olan alınlarına varır.

Kazakların da Kırım Tatarları, Kazan Türkleri gibi elmacık kemikleri kabarıktır. Yüzleri hafifçe geniş ve birçoğunun burunları hafifçe gaga şeklindedir.

Millet farklılıklarında görülen ayrılışlar gibi eski âdet ve inanışlar arasında yüzyıllardır kuvvet ve tesirini kaybetmemiş, hatta bir kısmı “bilgi” hâline gelmiş öyle sözler vardır ki, canlı misalleriyle doludur. Bunlardan el, ayak, göğüs, karın, diz ve oyluklar için söylenenler kitaplara da geçmiştir.

Hemen Arayın
Open chat